Görmezlikten Mi, Görmemezlikten Mi? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
İstanbul’un yoğun sokaklarında, her gün farklı hayatlar, farklı hikayeler kesişir. Bir anda tanık olduğumuz, bazen görmezden geldiğimiz bazen de tamamen göz ardı ettiğimiz sahneler… Gündelik yaşamda sürekli karşılaştığımız ama çoğu zaman fark etmediğimiz bir soru var: Görmezlikten mi geliyoruz, yoksa görmemezlikten mi?
Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından bu soruyu ele almak, aslında gündelik yaşamda hepimizin bir şekilde içine daldığı, farkında olmadan katıldığı bir toplumsal düzene dair bir sorgulama yapmamıza olanak tanıyor. Gözlemlerimle ve deneyimlerimle, “görmezlikten gelmek” ve “görmemezlikten gelmek” arasındaki farkı, toplumsal bağlamda nasıl iç içe geçtiğini anlatmaya çalışacağım.
Görmezlikten Gelmek: Farkında Olmak Ama İhmal Etmek
Bir sabah işe giderken, metrobüsle sıkış tıkış bir yolculuğa çıkmıştım. Yanımda, yaşlıca bir kadının tek başına durmaya çalıştığını fark ettim. Çevremdeki kalabalıktan kimse ona yardımcı olmuyordu. Zaten bu kadar kalabalıkta, kimse kimseye gözlerini dahi dikmezdi. Ama ben kadını gördüm, fark ettim. İyi bir insan olmak adına belki de bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm. Ama o kadar çok insan vardı ki, birinden yardım istemek, o yaşlı kadını taşıyıp oturacak yer vermek gereksiz bir çaba gibi geldi. Sonuçta, “çok yoğunum” diyerek görmezden geldim. Görmemezlikten gelmek, bazen farkında olduğumuz ama harekete geçmediğimiz bir durumdu.
Toplumsal cinsiyet bağlamında baktığımızda, bu durum daha da belirginleşiyor. Kadınların günlük yaşamda karşılaştığı “görmezlikten gelme” durumu, genellikle onları küçük düşürmeden, ama bir tür duyarsızlıkla ilgilidir. Bir kadının işyerinde, sokakta ya da evde gördüğü şiddet, taciz, ya da ayrımcılığa karşı çoğu zaman etrafındaki insanlar bu durumu fark eder, ancak “görmezden gelir”. Çünkü bu tür olaylar, bir şekilde normalleşmiştir. Görmemezlikten gelme, toplumsal yapıyı yeniden üreten bir eylem olarak, çoğu zaman toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştirir.
Görmemezlikten Gelmek: Farkında Olmamak
Bir diğer yandan, bazen de “görmemezlikten gelme” durumu vardır. Bu, aslında farkında olmamak, ya da gözümüzün önünde olan şeyleri “görmeme” eğilimidir. Düşünün, İstanbul’un sokaklarında her gün milyonlarca insan birbirine çarpıp geçiyor, ancak kimse yaşadığı ya da şahit olduğu zorlukları gerçekten göz önüne almaz. Mesela, işyerinde bir kadının sesinin kısıldığını ya da yeterince söz hakkı bulamadığını fark ettiğimizde, bu durumu aslında içselleştiririz ama görmemek, ya da daha doğru bir ifadeyle “farkında olmamak” daha rahat bir yol gibi gelir. Çoğumuzun, bazen farkında bile olmadan bu tür sessiz ayrımcılıkları sürdürüyor olması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini güçlendiriyor.
Bir örnek verecek olursam, bir arkadaşım geçenlerde bir grup toplantısında, her zamanki gibi sesini duyuramamıştı. Kadın olarak, toplantıda kendisinin daha çok söz hakkı alması gerektiği bir durumdaydı. Ancak etrafındaki erkekler sürekli onun sözünü kesmiş, ya da onu ikinci plana atmışlardı. Herkes sessizdi; kimse müdahale etmedi. “Görmemezlikten gelmek” işte tam da burada devreye giriyor. Bu davranışın bir ayrımcılık olduğunun farkında bile olamayan birçok insan, sessizce bunu onaylıyor ve normalleştiriyor. Zamanla, bu tür “görmemezlikten gelmeler”, yapısal bir sorun haline geliyor. Toplumsal düzeyde, cinsiyet, yaş, etnik kimlik ya da engellilik gibi farklar üzerinden yapılan bu sessiz ayrımcılık, hiç durmadan büyür ve çoğu zaman fark edilmez.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bakmak
Toplumsal cinsiyetin yanı sıra, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında da “görmezlikten gelme” ve “görmemezlikten gelme” kavramları önemli. Çeşitli grupların yaşadığı ayrımcılık ve dışlanma deneyimleri, bu iki kavramla çok derinden bağlantılı. Engelli bireyler, etnik kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar, LGBTQ+ bireyler ve diğer marjinal gruplar, her gün yaşadıkları ayrımcılığın “görmezlikten gelinmesi” ya da “görmemezlikten gelinmesi” ile mücadele ediyor.
Örneğin, bir işyerinde engelli bir bireyin yeterince destek görmemesi, aslında çoğu zaman farkında olunmayan ama var olan bir sorun olarak karşımıza çıkar. Bu, sadece “görmemezlikten gelme” değil, aynı zamanda daha büyük bir sistemik sorun olarak da görülebilir. Aynı şekilde, LGBTQ+ bireylerin kimliklerini açığa çıkarmakta yaşadıkları zorluklar, toplumda bu kimliklerin sürekli “görmezden gelinmesi” veya “görmemezlikten gelinmesi” ile şekillenir.
Sonuç Olarak: Sosyal Duyarlılık ve Farkındalık
Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında, “görmezlikten gelme” ve “görmemezlikten gelme” arasındaki farkı anlamak, bizi daha duyarlı bireyler yapabilir. Her gün tanık olduğumuz, sokakta, işyerinde, toplu taşımada fark ettiğimiz ama çoğu zaman göz ardı ettiğimiz küçük adaletsizliklere karşı duyarlı olmak, toplumsal eşitsizlikleri dönüştürme adına önemli bir adımdır. Bu farkındalık, sadece kendimizin yaşamını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda çevremizdeki diğer insanları da daha eşitlikçi bir toplum yaratma yolunda cesaretlendirir.
Sosyal adalet ve çeşitlilik alanında yapmamız gereken, gözlerimizi sadece açmak değil, gerçekten görmek ve her türlü adaletsizliği “görmezlikten gelmeden” fark etmektir.